sana düşlerimi gösteremeden
sana uçurtmamın gökyüzüne değidiği yerden hislenemeden
bu uzak yolculuk nedendi sevgili?
ölü tohumlarım bitmiyordu yüreğimin gizlerinde
çiçekler büyümüyordu gözbebeklerimde
bahar uğramaz buralara gelme/sen
aşkı külfet görüp savaşmadıktan sonra sen
ben hangi cephede neyin ölüsü oluyordum?
bilmiyordum
kirli kent sokaklarında köyünü arayan bir çocuk misali
mazgallara doğru giden suları dere sanıyordum
bulutlar ağlayınca adıma yağmur derlerdi benim bilmiyordun
ve son/bahar ışıkları kalırken senden geriye
karanlığa vuruyordu adımlarım
ayak izlerinden tanırım seni
sen koynundaki tenin kokusuyla unutsanda beni...
nice kiremitsiz çatılara konan kuşlar gibi
kırmızıyı kanının rengi sayıp sadece
aşkımın kırmızısında durmuyordun
geçiyordun tozlu yollardan astımlı bi kalple
bu kadar şeyi göze almak intiharın oluyordu
ölmüyordun
senin denemelerinde bırakıyordum kimbilir kaç cesedimi
cama vuran yağmura aldanıp perdeyi her açışımda boş sokaklara dalıyordu gözlerim
gelenin sen olmadığını bile bile
nice uykulardan uyanıp bakakalıyordum iki yanıma...
cevap boşluktu...
belki ağlayan bir bebek sesiyle bölünen uykuna anılarımız düşer diyordum
olmuyordu
hayal kurmak telafuz etmek değildi gerçeği
dilsiz bir şairin hiç duymadığın sesiyle yazıyordum sana bu şiiri
ölü yılanlar çıkıyordu göğüs kafesimden
her nefes sigaram nefessizleştiriyordu oysa kendimi
bile bile ucunu yakıyordum resimlerinin
görme diye hangi uçsuz bucaksız tarlarda toprağa gömüyordumki kendimi?
bir gün elinin gittiği kağıtta ilk cümlesi olmayayım mektubunun sevgili
kağıda yazılanlar alnımızdakini silebilir mi sevgili?
11 Aralık 2009 Cuma
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder