29 Ağustos 2009 Cumartesi

ÜFLE EY İSRAFİL

Bu sefer çiçek yakamda değil mezarda olacak...
bir ayrılık arefesinde sabah ezanlarına kattığım dualarımı gönderirken yaradana

bir vapur düdüğü seslendi uzaktan....
el sallıyordum ardından yaşanmışlıkların...
ve anlıyordum yola gidenin yolcu olmadığını artık
çünkü aşk geride kalan olabilmekti
kimsesizliğe boyun eğip...


yürüyordum usulca ayak izlerinin üstüne basa basa...
martılara simit satıyordum yok pahasına...
mendilci çocuğa gözyaşı verip mendil satın alıyordum...
ışıklarda bekleyen çocuklar gözlerimi silerken bir kırmızı daha yanıyordu ömrümün sonbaharına...
yeşil cennet,sarı araf...
arada kalanlardan bile olmuyordu ruhum...


gözyaşımın ıslattığı kibritimle yakamadığım sigarama ateş istiyordum güneşten
sana benden hayır yok diyordu...
hayırsıza hayır dilemekle insanlık yine bende kalıyordu..
güneş kaybolup yerini bulutlar alırken
duyamıyordum son sözünü yağmurun sesinden..
saçlarımda rüzgarın pençesi dururken ellerinin narinliği geliyordu aklıma
sırtımı sırtına değilde geceye yaslamak nasılda koyacaktı kimbilir boş yastıklara...

derken yolcusuz bir otobüse biniyordum..

düğmeye ne kadar bassamda indirmiyordu beni ölümde...
yaşıyordum...
yaşadıkça yaşlanıyordum..
kırışıyordu yüzüm buruşuyordu sayfalar ve artık yazamıyordum...
yaşama sevincini bayram şekeri sananlardan değildim artık
yılların kahrını çekiyordum tesbihlerce..
ve mayhanın son demini koyuyordum çay bardağıma...
artık dayanamaıyordum yalvarıyordum:
üfle ey israfil kulağımdan içeri...