11 Aralık 2009 Cuma

KARŞI KIYI

Ayrılığın perdeye yansıması gibi sensiz aynalara bakmak...
omuzlarımın arkası boş...
şehir loş gelir gözüme
nede uzak bir ihtimal seni görmek
20 milyonluk kalabalığın içinde...

kemeri yok ki dünyanın sıkasın daraltasın coğrafyayı
belki bir iz umuduyla küçültmek haritaları..


şimdi yosunsuz kayalara benzer yüreğim
denize bakmak sensiz vermiyor artık tat..
gece yürüyüşlerinde kimliğimi sorarlar bilirim
boş ceplerim tatmin etmez kimseyi
kimliksizliğime sensizliği kanıt gösteririm...


ayağına taş bağlayıp batırmak isterim köprüleri...
bilirdin hayallerimin imkansızlığını o zamanlar da
bi keresinde deniz kenarı bir kayalıkta
karşı kıyıya gözlerimle yüzmüş seni de alıp götürmüştüm
ondan bu yana şehir aynı kaldı da
sen karşı yakada kaldın ben karşı kıyıda....

BİLE BİLE

sana düşlerimi gösteremeden
sana uçurtmamın gökyüzüne değidiği yerden hislenemeden
bu uzak yolculuk nedendi sevgili?

ölü tohumlarım bitmiyordu yüreğimin gizlerinde
çiçekler büyümüyordu gözbebeklerimde
bahar uğramaz buralara gelme/sen
aşkı külfet görüp savaşmadıktan sonra sen
ben hangi cephede neyin ölüsü oluyordum?
bilmiyordum

kirli kent sokaklarında köyünü arayan bir çocuk misali
mazgallara doğru giden suları dere sanıyordum
bulutlar ağlayınca adıma yağmur derlerdi benim bilmiyordun
ve son/bahar ışıkları kalırken senden geriye
karanlığa vuruyordu adımlarım
ayak izlerinden tanırım seni
sen koynundaki tenin kokusuyla unutsanda beni...


nice kiremitsiz çatılara konan kuşlar gibi
kırmızıyı kanının rengi sayıp sadece
aşkımın kırmızısında durmuyordun
geçiyordun tozlu yollardan astımlı bi kalple
bu kadar şeyi göze almak intiharın oluyordu
ölmüyordun
senin denemelerinde bırakıyordum kimbilir kaç cesedimi


cama vuran yağmura aldanıp perdeyi her açışımda boş sokaklara dalıyordu gözlerim
gelenin sen olmadığını bile bile
nice uykulardan uyanıp bakakalıyordum iki yanıma...
cevap boşluktu...
belki ağlayan bir bebek sesiyle bölünen uykuna anılarımız düşer diyordum
olmuyordu
hayal kurmak telafuz etmek değildi gerçeği
dilsiz bir şairin hiç duymadığın sesiyle yazıyordum sana bu şiiri


ölü yılanlar çıkıyordu göğüs kafesimden
her nefes sigaram nefessizleştiriyordu oysa kendimi
bile bile ucunu yakıyordum resimlerinin
görme diye hangi uçsuz bucaksız tarlarda toprağa gömüyordumki kendimi?
bir gün elinin gittiği kağıtta ilk cümlesi olmayayım mektubunun sevgili
kağıda yazılanlar alnımızdakini silebilir mi sevgili?

İŞKENCE

seğiren gözlerimi ağlatmaktı işkencen...
yanağımın yataklarından geçemezdi gözyaşlarım..
ellerim tıkardı...


gittiğinden beri
kalbimin her vuruşunda kapılara koştum
göremediklerim yıkardı beni en çok
sargısız bir pansumandı yaptığın
gönlümü alamadın kollarına...


uçuruma itilen bir umudun kırık kanatlarıydım artık
en çok hayalciler uçar derlerdi ya
gözlerine bir düştükten sonra kalkamadım keza
kalbin kirli bir semtin ara sokaklarına mı benzerdi
geçenin hırpalandığı uğrayamadığı bir daha...

uyandım bir gece yarısı uykumdan zor bela
bir bardak suda içtim unuttuklarımı kazındılar tekrar aklıma
gözyaşlarım inerken dudağıma
son bi gayret yatağıma uzandım
her derde zahir hayata bir kez daha gözlerimi kapadım...